İ Z M İ R    P R O T E S T A N    K İ L İ S E S İ

 

 

 

 

 

 

 

İNANÇ

 

 

AÇIKLAMASI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

1.      Kutsal Kitap…………………………………………………………………………..  3

2.      Tanrı ve Kutsal Üçlü Birlik…………………………………………………………...    6

3.      Tanrı’nın Sonsuz Hükmü……………………………………………………………..    8

4.      Yaratılış……………………………………………………………………………..  .10

5.      İlahi Takdir………………………………………………………………………….  .11

6.      İnsanın Günaha Düşmesi ve Bunun Cezası………………………………………...      .13

7.      Tanrı’nın İnsanla Antlaşması……………………………………………………….     .14

8.      Aracı Olan Mesih…………………………………………………………………...  .15

9.      Özgür İrade…………………………………………………………………………..17

10.  Etkin Çağrı………………………………………………………………………….  .18

11.  Kurtaran İman………………………………………………………………………  .19

12.  Yaşama Götüren Tövbe…………………………………………………………….   .20

13.  Aklanma…………………………………………………………………………….  .21

14.  Evlatlığa Alınma………………………………………………………………........    .22

15.  Kutsallaşma……………………………………………………………………........  .23

16.  İyi İşler……………………………………………………………………………...  .24

17.  Kutsalların Sonsuza Dek İmanlı Olarak Dayanması……………………………….       .26

18.  Lütuf ve Kurtuluş Güvencesi……………………………………………………….     .27

19.  Tanrı’nın Yasası…………………………………………………………………….   .28

20.  Hıristiyan’ın Özgürlüğü ve Vicdan Özgürlüğü……………………………….…….        .30

21.  Dini Tapınış ve Şabat Günü…………………………………..…………………….    .31

22.  Evlilik ve Boşanma……………………………………………………………..…..    .33

23.  Kilise…………………………………………………………………….………….  .34

24.  Hıristiyanlar’ın Birlikteliği………………………………...……………………….       .35

25.  Sakramentler……………………………………………………………….……….  .36

26.  Vaftiz………………………………………………………………………….……. .37

27.  Rab’bin Sofrası……………………………………………………….…………….   .38

28.  Kilise Disiplini……………………………………………..……………………….    .40

29.  Hükümetler…………………………………………………………………………   .41

30.  İnsanların Ölümden Sonraki Durumu ve Ölülerin Dirilişi…………………………          .42

31.  Son Yargı…………………………………………………………………..……….  .43

 

 

BÖLÜM 1

Kutsal Kitap

 

I. Kutsal Yazılar: Kurtuluşla ilgili bilgiyi, imanı ve itaati yeterli, kesin ve hatasız olarak açıklayan tek kaynaktır. Doğanın ışığı, yaratılışın işleri ve Tanrı’nın İlahi Takdiri, insanları özürsüz[1] bırakacak derecede Tanrı’nın iyiliğini, bilgeliğini ve gücünü gözler önüne sermiş olmasına rağmen bunlar, kurtuluş için gerekli olan Tanrı ve O’nun isteğine ilişkin bilgiyi sunmada yetersiz kalır.[2] Bu nedenle Rab birçok kez ve çeşitli yollardan kendisini göstermekten ve isteğini Kilisesi’ne açıklamaktan;[3] ardından da bu gerçeğin daha iyi bir şekilde korunması, duyurulması ve ayrıca kilisenin, benliğin düşkünlüğüne, Şeytan’ın ve dünyanın kötülüğüne karşı daha sağlam durması ve teselli bulması için Kutsal Söz’ün tamamının yazıya geçirilmesinden hoşnut olmuştur.[4] Tanrı, halkına isteğini açıklamak için eskiden çeşitli yollar kullanmıştır. Daha önce kullanılan bu açıklama biçimleri artık sona erdiğinden[5] Kutsal Yazılar’ın varlığı son derece gerekli olmuştur.[6]

 

II. Kutsal Yazılar’a ya da diğer adıyla Tanrı’nın yazılı Sözü’ne, Eski ve Yeni Antlaşma’nın tüm kitapları dahildir. 

 

ESKİ ANTLAŞMA’DA YER ALAN KİTAPLAR:

  1. Yaratılış
  2. Mısır’dan Çıkış
  3. Levililer
  4. Çölde Sayım
  5. Yasa’nın Tekrarı
  6. Yeşu
  7. Hakimler
  8. Rut
  9. 1. Samuel
  10. 2. Samuel
  11. 1. Krallar
  12. 2. Krallar
  13. 1. Tarihler
  14. 2. Tarihler
  15. Ezra
  16. Nehemya
  17. Ester
  18. Eyüp
  19. Mezmurlar
  20. Süleyman’ın Özdeyişleri
  21. Vaiz
  22. Ezgiler Ezgisi
  23. Yeşaya
  24. Yeremya
  25. Ağıtlar
  26. Hezekiel
  27. Daniel
  28. Hoşea
  29. Yoel
  30. Amos
  31. Ovadya
  32. Yunus
  33. Mika
  34. Nahum
  35. Habakkuk
  36. Sefanya
  37. Haggay
  38. Zekeriya
  39. Malaki

 

YENİ ANTLAŞMA’DA YER ALAN KİTAPLAR:

  1. Matta
  2. Markos
  3. Luka
  4. Yuhanna
  5. Elçilerin İşleri
  6. Romalılara Mektup
  7. Korintlilere Birinci Mektup
  8. Korintlilere İkinci Mektup
  9. Galatyalılara Mektup
  10. Efeslilere Mektup
  11. Filipililere Mektup
  12. Koloselilere Mektup
  13. Selaniklilere Birinci Mektup
  14. Selaniklilere İkinci Mektup
  15. Timoteyus’a Birinci Mektup
  16. Timoteyus’a İkinci Mektup
  17. Titus’a Mektup
  18. Filimun’a Mektup
  19. İbranilere Mektup
  20. Yakup’un Mektubu
  21. Petrus’un Birinci Mektubu
  22. Petrus’un İkinci Mektubu
  23. Yuhanna’nın Birinci Mektubu
  24. Yuhanna’nın İkinci Mektubu

25.   Yuhanna’nın Üçüncü Mektubu

  1. Yahuda’nın Mektubu
  2. Vahiy

Bunların hepsi, imana ve yaşama hükmetmek için Tanrı tarafından esinlenmiştir.[7]

 

III. Apokrif adı verilen ve ilahi esinden kaynaklanmayan kitaplar Kutsal Yazılar’ın bir parçası değildir. Bu nedenle, Tanrı’nın kilisesinde hiçbir yetkisi yoktur; diğer insan yazıtları gibi görülmeli ve değerlendirilmelidir.[8]

 

IV. İnanılması ve itaat edilmesi gereken Kutsal Yazılar’ın yetkisi, herhangi bir kişinin tanıklığına ya da kiliseye değil, tümüyle gerçeğin yazarı olan Tanrı’nın (-ki, Tanrı gerçeğin kendisidir-) tanıklığına dayanmaktadır: Bu nedenle, Kutsal Yazılar kabul edilmelidir, çünkü Kutsal Yazılar Tanrı’nın Sözüdür.[9]

 

V. Kilisenin tanıklığı bizleri Kutsal Yazılar’a daha fazla saygı ve daha çok değer vermeye yönlendirir.[10] Kutsal Yazılar’ın içeriğindeki göksellik, öğretisindeki yeterlilik, anlatımındaki yücelik, bölümlerindeki uyumluluk, bütününün amacındaki tutarlılık (tümüyle Tanrı’yı yüceltmek), insanın tek kurtuluş yolunu açıklama biçimi ve diğer eşsiz mükemmellikleri bunun Tanrı Sözü olduğunu fazlasıyla kanıtlar: Bununla beraber hatasız gerçekliği ve ilahi yetkisinden tümüyle emin olmamızın nedeni, Kutsal Ruh’un Söz aracılığıyla ve O’nunla birlikte yüreklerimizde içsel olarak tanıklık etmesidir.[11]

 

VI. Tanrı’nın yüceliği, insanın kurtuluşu, iman ve yaşama ilişkin Tanrı’nın tüm isteği, Kutsal Yazılar’da ya açık bir dille belirtilmiştir ya da gerekli ve iyi sonuçlar çıkartılabilecek bir şekilde yazılmıştır. Ruh’un sözde yeni vahiyleri ya da insanların gelenekleri aracılığıyla Kutsal Yazıya hiçbir zaman hiçbir şey eklenemez.[12] Bununla birlikte, Tanrı’nın Sözü’nde açıklanan gerçeklerin kurtuluşa götürür şekilde anlaşılabilmesi için Tanrı’nın Ruh’unun içsel aydınlatma işlevinin gerekli olduğunu kabul ediyoruz:[13] Tanrı’ya tapınış ve kilise yönetimi gibi insan etkinliklerine ve topluluklarına ilişkin bazı konular ve durumlar, Tanrı Sözü’nde yer alan ve uyulması gerekli olan genel kurallar çerçevesinde her zaman, doğanın ışığı ve Hıristiyan sağduyusu gözetilerek düzenlenmelidir.[14]

 

VII. Kutsal Yazılar’daki her şey kendi içerisinde sade değildir ya da herkes için eşit derecede açık olarak algılanmayabilir.[15]  Ancak kurtuluş için bilinmesi, iman edilmesi ve gözetilmesi gereken konular öylesine açık bir dille gözler önüne serilmiş ve birbirini destekleyen ayetlerle sergilenmiştir ki, yalnızca okumuş (aydın) insanlar değil, eğitimsiz olan kişiler tarafından da doğal yolların doğru bir şekilde kullanılmasıyla anlaşılabilir.[16]

 

VIII. Eski Antlaşma İbranice dilinde (eski zamanlardaki Tanrı halkının ana dilinde), Yeni Antlaşma ise Grekçe dilinde (yazıldığı gün ulusların genelinde kullanılan dilde) doğrudan Tanrı tarafından esinlenmiştir ve sadece Tanrı’nın koruyucu gözetimi altında tüm çağlar boyunca saf olarak kalmıştır ve bu yüzden gerçektir.[17] İnanç konularındaki tüm tartışmalarda kilisenin başvurması gereken en büyük yetki bu Kutsal Yazılardır.[18] Ancak kullanılan bu özgün diller, Kutsal Yazılar’ı Tanrı korkusuyla öğrenme, okuma ve araştırma hakkına sahip ve kendilerine bunları yapmaları buyrulan[19] Tanrı’nın tüm halkı tarafından bilinmediğinden, her ulusun diline çevrilebilmelidir.[20] Böylece Tanrı Sözü herkeste yaşayacak, herkes uygun bir şekilde Tanrı’ya tapınacak[21] ve herkes Kutsal Yazılar’daki sabır ve teselli aracılığıyla umut bulacaktır.[22]

 

IX. Kutsal Yazının yorumlanmasında değişmeyen kural, Kutsal Yazıların yorumlanmasında yine Kutsal Yazıların kullanılmasıdır. Dolayısıyla herhangi bir ayetin tam ve gerçek anlamı sorgulandığında -ki birçok değil, tek bir tanedir- bu anlam daha açık bir dille ifade olunan diğer ayetlere bakılmalıdır.[23]

 

X. Tüm inanç biçimlerinin, tüm toplumların hükümlerinin, tüm eski yazarların düşüncelerinin, tüm insan öğretilerinin, tüm ruhların belirlenmesi ve sınanmasında gereken, tümüyle güvenilir olan en yüce yargıç, Kutsal Yazılar’da konuşan Kutsal Ruh’tan başkası değildir, imanımızın kesinliğini açıklayan Kutsal Yazılar Kutsal Ruh’un yardımıyla, Tanrı’nın hakim gücüyle insan yazarlar kullanılarak yazılmıştır.[24]

BÖLÜM II

Tanrı ve Kutsal Üçlü Birlik

 

I. Diri ve gerçek olan, [25] varlıkta ve yetkinlikte sınırsız[26] ve tümüyle pak olan Ruh, [27] gözle görülemeyen;[28] bedeni ya da farklı kısımları olmayan, [29] doğasında tutkularına göre farklılıklar göstermeyen;[30] sınırsız, [31] değişmeyen, [32] ebedi, [33] kavranılamayan, [34] her şeye gücü yeten;[35] en bilge, [36] en kutsal, [37] en özgür, [38] en mutlak[39] olan; her şeyi en doğru ve değişmez[40] olan isteğine göre kendi yüceliği için yönlendiren;[41] en sevecen, [42] en lütufkar, en merhametli, en sabırlı olan, iyilikte ve gerçekte bol olan, günahları, suçları ve kötülükleri bağışlayan;[43] kendisini itinayla arayanları ödüllendiren;[44] hükümlerinde en adil ve en korkunç olan, [45] her türlü günahtan nefret eden[46] ve suçluyu asla haklı çıkarmayan[47] yalnızca tek[48] bir Tanrı vardır.

 

II. Tanrı, tüm yaşamı, [49] yüceliği, [50] iyiliği[51] ve bereketi[52] kendi içerisinde bulundurur. Tanrı tümüyle kendine yeterlidir; yarattığı hiçbir şeye gereksinimi olmadığı gibi, [53] onlardan hiçbir yücelik de almaz;[54] fakat sadece kendi yüceliğini onlarda, onların aracılığıyla, onlara ve onların üzerinde gösterir. Tanrı, her şeyin Kendisinden, Kendisi aracılığıyla ve Kendisi için yaratıldığı tüm varoluşun  tek kaynağıdır;[55] onlar aracılığıyla, onlar için ya da onlar üzerinde yapmaktan hoşnut olduğu her şeyi gerçekleştirecek en kudretli hükme sahiptir.[56] O’nun gözünde her şey apaçık ve ortadadır;[57] bilgisi sınırsız, yanlışsız ve yaratıklardan bağımsızdır, [58] öyle ki Tanrı hiçbir olaya bağımlı değildir ne de O’nun için herhangi bir şey belirsizdir;[59] tüm isteğinde, işlerinde ve buyruklarında en kutsaldır.[60] Meleklerden, insanlardan ve tüm diğer yaratıklardan istemekten hoşnut olduğu her türlü tapınma, hizmet ve itaat Kendisine verilmelidir.[61]

 

III. Tanrısal özyapının birliğinde; aynı özü, gücü ve sonsuzluğu paylaşan üç kişi bulunmaktadır: Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı:[62] Oğul, Baba’dandır;[63] Kutsal Ruh ise Baba ve Oğul’dan çıkar.[64] Baba ne doğmuştur, ne de bir göndereni vardır, Oğul Baba’nın isteğinden doğmuştur, Kutsal Ruh ise hem Baba’dan hem de Oğul’dan gelmektedir. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un ne başlangıcı ne de sonu vardır. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh tek Tanrıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM III

Tanrı’nın Sonsuz Hükmü

 

I. Tanrı, tüm sonsuzluktan beri kendi isteğinin en bilge ve kutsal doğrultusunda, tüm olayların akışını değişmez bir şekilde önceden belirlemiş olmasına rağmen, [65] ne günahın yazarıdır, [66] ne şiddet (davranışları) yaratıkların istemine zorlanır, ne de ikincil sonuçların doğallığı ve bağımlılığı ortadan kaldırılır fakat tersine o şekilde olmaları kesinleştirilir.[67]

 

II. Tanrı, verilen belirli şartlarda gerçekleşebilecek olan her şeyi bilmesine karşın, [68] bu şeylerin gelecekte gerçekleşeceğini önceden gördüğü için ya da düzenleyeceği belirli koşulların sonucunda bu sonuçların gerçekleşebileceğini bildiği için bunların olmalarını buyurmamıştır.[69]

 

III. Tanrı’nın hükmü doğrultusunda, O’nun yüceliğinin görülmesi için bazı insanlar ve melekler[70] sonsuz yaşama kavuşmak üzere önceden belirlenmiştir;[71] diğerlerinin ise sonsuz ölüme bırakılmaları hükmolunmuştur.

 

IV. Bu melekler ve insanlar, önceden belirlenerek seçildiklerinden ve özel olarak ve değişmez bir şekilde tasarlandıklarından, Çölde Sayımı da belirli ve kesindir. Çölde Sayımı artırılamaz ve azaltılamaz.[72]

 

V. Tanrı, dünyanın temelleri atılmadan önce sonsuz ve değişmez amacı ve isteğinin gizemli bilgeliği ve iyi arzusu uyarınca, karşılıksız lütfu ve sevgisinden ötürü, insanların içlerindeki her hangi bir imana, iyi işlerine, ya da içinde bulundukları koşullara, onları iman etmeye yönlendiren sebeplere ve dayanma güçlerine ilişkin her hangi bir öngörü olmaksızın[73] yaşama kavuşturmak üzere önceden belirlediği kişileri, sonsuz yüceliğe eriştirmek üzere yüce lütfunun övülmesi için[74] Mesih’te seçti.[75]

 

VI. Tanrı, seçilmiş olanları yüceliğe kavuşturmak üzere önceden belirlediği gibi, isteğinin sonsuz ve özgür amacı doğrultusunda bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olan her şeyi de önceden belirledi.[76] Öyle ki, Adem’de günaha düşen seçilmişler Mesih’te kurtarılırlar;[77] O’nun Ruh’u aracılığıyla belirlenen zamanda Mesih’e iman etmeye etkin bir şekilde çağrılırlar, aklanırlar, oğulluğa alınırlar, kutsal kılınırlar[78] ve iman aracılığıyla kurtuluşa erişmek üzere O’nun gücüyle korunurlar.[79] Seçilmiş olanlar dışındaki hiç kimse Mesih tarafından kurtarılmaz, çağrılmaz, aklanmaz, oğulluğa alınmaz, kutsal kılınmaz ve kurtuluşa eriştirilmez.[80]

 

VII. Kavranması mümkün olmayan isteğinin bilgeliği uyarınca Tanrı, yarattıkları üzerindeki kadir gücünün görkeminin görülmesi için, arzuladığı şekilde merhametini sunmak ya da saklı tutmak yoluyla insanlığın geri kalanını göz ardı ederek, görkemli adaletinin övülmesi için bu kişilerin utanca ve günahlarının sebep olduğu gazaba maruz kalmak üzere bırakılmalarını hükmetmiştir.[81]

 

VIII. Önemli derecede gizemli olan bu önceden belirlenmişlik öğretisine özel bir ihtiyatlılıkla yaklaşılmalıdır, [82] öyle ki Tanrı’nın, Sözünde açıklanan isteğine kulak veren ve O’nun sözüne itaat eden insanlar, etkin çağrılarının kesinliğine dayanarak sonsuz seçilmişliklerinden emin olmalıdırlar.[83] Bu öğreti Tanrı’nın tümüyle övülmesini, saygı duyulmasını ve yüceltilmesini sağlamalı, [84] müjdeye içtenlikle uyan insanları ise alçakgönüllülüğe, itinalı olmaya ve bol teselliye kavuşturmalıdır.[85]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM IV

Yaratılış

 

I. Sonsuz gücünün yüceliğini, bilgeliğini ve iyiliğini[86] göstermek için Baba Tanrı, Oğul ve Kutsal Ruh, [87] dünyayı ve içindeki gözle görülen ya da görülmeyen her şeyi altı günde, hiç yoktan ve çok iyi[88] olarak yaratmaktan hoşnut oldu.

 

II. Tanrı tüm diğer yaratıkları yarattıktan sonra, erkek ve kadın[89] olarak insanı yarattı. Onları kendi benzeyişi doğrultusunda[90] bilgi, doğruluk ve gerçek kutsallık ile donatıp, Tanrı’nın yasasını yüreklerine yazmış[91] ve bunu yerine getirebilecek gücü vermiş bir şekilde, [92] düşünen ve ölümsüz ruhlar olarak, [93] ancak değişebilen iradelerinin özgürlüğüne bırakıldıkları taktirde yasayı ihlal etme olasılığı altında olarak[94] yarattı. Yüreklerine yazılan yasanın yanı sıra insan, iyiyi ve kötüyü bilme ağacından yememelerini söyleyen[95] bir buyruk aldılar. Bu buyruğa uydukları sürece Tanrı’yla ilişkilerinde mutluydular ve diğer yaratıklar üzerinde egemendiler.[96]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM V

İlahi Takdir

 

I. Her şeyin yüce Yaratıcısı olan Tanrı, kendi bilge ve kutsal ilahi takdiri aracılığıyla bütün yaratıkları, eylemleri ve şeyleri[97] en küçüğünden en büyüğüne[98] kadar devam ettirir, [99] yönetir, düzenler ve yönlendirir. Bunları en bilge ve ilahi takdiri[100] ile kendi yanlışsız ön bilgisine, [101] özgür ve değişmez isteğinin amacına (emeline)[102] göre, bilgeliğinin, gücünün, adaletinin, iyiliğinin ve merhametinin[103] övülmesi için yapar.

 

II. Tanrı’nın önbilgisi ve hükmüne  - birinci Sebep budur - göre her şey değişmez ve hatasız[104] bir şekilde gerçekleşir. Ancak Tanrı aynı sağlayışla, ikincil nedenlerin doğasına göre, bunlardan bazılarının ister gerekli, isterse özgür ya da bağımlı[105] olarak gerçekleşmemesine karar verir.

 

III. Tanrı, kendi olağan ilahi takdiri içerisinde çeşitli araçları[106] kullanır. Ancak kendi isteği doğrultusunda bunlar olmaksızın, [107] bunların üzerinde[108] ve bunlara karşı[109] dilediği gibi çalışabilir.

 

IV. Tanrı’nın sonsuz gücü, araştırılamayan bilgeliği ve sınırsız iyiliği, O’nun ilahi takdirinde öylesine sergilenmiştir ki, bu bilgelik ve iyilik ilk düşüşe ve bundan sonraki tüm diğer insanların ve meleklerin[110] günahlarına kadar uzanmıştır. Tanrı bunları yalnızca izin verme yoluyla[111] değil, fakat bunları en bilge ve en güçlü bağla desteklemiş, [112] yahut tersine bunları kendi kutsal amaçları doğrultusunda[113] çok yönlü bir şekilde hükmetmiş ve düzenlemiştir. Ancak bunu öyle bir şekilde yapmıştır ki bu süreç içerisinde işlenen günahlar en kutsal ve doğru olan, günahın ne yazarı olan ne de günahı onaylayan[114] Tanrı tarafından değil, yaratık tarafından işlenmektedir.

 

V. En bilge, en doğru ve en lütufkar olan Tanrı, çocuklarını önceden işledikleri günahlar için disiplin etmek ya da alçaltmak[115] ve onları desteklemek, kendisine daha yakın ve daimi bir güven seviyesine çıkarmak, gelecekteki olası günahlar için daha uyanık olmalarını sağlamak ve diğer farklı, adil ve kutsal amaçları için[116] onları sık sık, belirli bir süre için çeşitli ayartılara ve yüreklerinin düşkünlüğüne bırakır.

 

VI. Kötü ve tanrısallıktan uzak olan insanları ise Tanrı, doğru bir yargıç olarak önceki günahlarından ötürü körleştirir ve katılaştırır.[117] Onlardan yalnızca anlayışlarını aydınlatabilecek ve yüreklerini değiştirebilecek olan lütfunu esirgemekle kalmaz, [118] sahip oldukları armağanları da geriye çekerek[119] onları, bozulmuş doğalarının günah işlemek için kullandığı şeylere bırakır[120] ve böylece yüreklerinin kötü tutkularına, dünyanın ayartılarına ve Şeytan’ın gücüne terk eder;[121] öyle ki bu insanlar kendilerini katılaştırırken, Tanrı aynı araçları diğerlerini yumuşatmak için kullanır.[122]

 

VII.Tanrı’nın ilahi takdiri, genel anlamda tüm yaradılışı kapsar. Ancak çok özel olarak, Tanrı kilisesine bakar ve her şeyde onun iyiliği için etkindir.[123]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM VI

İnsanın Günaha Düşmesi ve Bunun Cezası

 

I. İlk ana ve babamız, Şeytan’ın kurnazlığı ve ayartısıyla aldanıp, yasak meyveden yiyerek günah işlediler.[124] Tanrı, kendi bilge ve kutsal emeli doğrultusunda, bunu kendi yüceliği için düzenlemiş olarak bu günaha izin vermekten hoşnut oldu.[125]

 

II. Bu günah yüzünden insan, ilk doğruluğundan ve Tanrı’yla olan beraberliğinden düştü, [126] ve böylece günahları içinde öldü;[127] ruhun ve bedenin bütün üyeleri ve bunların yeterlilikleri tamamen kirlendi.[128]

 

III. Adem ve Havva tüm insanlığın kökü olduklarından bu günahın getirdiği suçluluk yasal olarak tüm insanlığa ait sayılmış (onların içlerine konmuş);[129] bu aynı günah içinde ölmüş ve bozulmuş insan doğası sıradan doğma yoluyla onlardan sonraki nesillere aktarılmıştır.[130]

 

IV. Bizi iyilik yapamaz durumda, iyilik yapmaya tümüyle isteksiz ve iyiliğe tamamen karşıt[131] ve kötülüğün her türüne eğilimli[132] hale getiren bu ilk bozulma, bütün gerçek günahların kaynağını oluşturmaktadır.[133]

 

V. Bozulmuş olan bu insan doğası, yeniden doğan insanlarda  yaşam boyunca varlığını sürdürür.[134] Bu bozulmuş doğa, Mesih aracılığıyla bağışlanmış ve öldürülmüş olduğu halde; hem kendisi hem de tüm yaptıkları gerçek anlamda günahtır.[135]

 

VI. İster ilk günah, isterse sonraki günahlar olsun her günah, Tanrı’nın doğru olan yasasına karşıdır ve bu yasanın çiğnenmesidir.[136] Bu nedenle doğası gereği yasa, günah işleyen her kişiyi suçlu kılar, [137] böylece Tanrı’nın gazabına[138] ve yasanın laneti altına sokar.[139] Bunun sonucu olarak her türlü ruhsal, [140] geçici, [141] ve sonsuz[142] kayboluşla ölüme[143] mahkum eder.

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM VII

Tanrı’nın İnsanla Antlaşması

 

I. Tanrı ve insan arasındaki ayrım o denli büyüktür ki, O’na itaat etme zorunluluğuna sahip olan ve bu zorunluluğu düşünebilen insanlar, eğer Tanrı onlara yaklaşmazsa O’ndan hiçbir şekilde bereket ya da ödül alamazlar. Tanrı ise bunu onlarla antlaşma yapma yoluyla gerçekleştirmekten hoşnut olmuştur.[144]

 

II. İnsanla yapılan ilk antlaşma, mükemmel ve kişisel bir itaat koşuluyla[145] Adem’e ve onun soyuna[146] vaat edilen yaşamı içeren işlere(eylemlere) dayalı bir antlaşmaydı.[147]

 

III. Günaha düşmüş olan insan, bu antlaşma yoluyla yaşayamadığından Rab, ikinci bir antlaşma yapmaktan hoşnut oldu.[148] Bu antlaşmanın adı Lütuf Antlaşmasıdır. Rab böylece günahlılara İsa Mesih aracılığıyla karşılıksız olarak yaşam ve kurtuluş sundu. Kurtulmaları için onlardan Kendisine iman etmeleri şartını koştu.[149] Onları inanmaya istekli kılmak ve bunu yapabilmelerini sağlamak için sonsuz yaşama kavuşturulmak üzere belirlenenlerin tümüne Kutsal Ruh’unu vermeyi vaat etti.[150]

 

IV. Kutsal Yazı, bu Lütuf Antlaşmasını İsa Mesih’in ölümüne ve sonsuz mirasa bağlamaktadır.[151]

 

V. Bu antlaşma, yasanın ve müjdenin altında farklı biçimlerde yürürlüğe konmuştu.[152] Yasanın altındayken vaatler, peygamberlikler, kurbanlar, sünnet, fısıh kuzusu ve diğer kurallarla Yahudiler’e ulaşmıştır. Bunların hepsi Mesih’e işaret etmektedir.[153] O zaman bu biçimler, Kutsal Ruh’un işlevi aracılığıyla günahların tümüyle bağışlandığı ve sonsuz kurtuluşun sağlandığı Mesih vaadinde[154] seçilmişleri eğitmek ve bina etmek için yeterliydiler. Ve buna da, Eski Antlaşma adı verilir. [155]

 

VI. Müjde altında ise, Tanrısal doluluğun beden almış hali Mesih[156] göründüğü zaman bu antlaşmanın kuralları, Söz’ün duyurulması, vaftiz ve Rab’bin Sofrası sakramentleri halini almıştır.[157] Bunlar sayıca az; daha yalın, daha az bir dışsal yüceliğe sahip olsalar da özünde daha büyük bir doluluk, kanıt ve ruhsal yeterlilikle[158] hem Yahudiler’e hem de Yahudi olmayan bütün uluslara[159] sunulmuştur. Ve buna da Yeni Antlaşma adı verilir.[160] Dolayısıyla bunlar özde ayrı olan iki lütuf antlaşması değildir; çeşitlilik gösteren tek ve aynı antlaşmadır.[161]

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM VIII

Aracı Olan Mesih

 

I. Tanrı, sonsuz amacı uyarınca, biricik Oğlu Rab İsa’yı, Tanrı ve insan arasında Aracı, [162] Peygamber, [163] Kahin, [164] Kral, [165] Kilisesinin Başı ve Kurtarıcısı, [166] her şeyin Mirasçısı[167] ve dünyanın Yargıcı[168] olarak seçip atamaktan hoşnut oldu, O’na tüm sonsuzluktan önce kendi soyu olması için[169] ve zamanı geldiğinde O’nun tarafından kurtarılması, çağrılması, aklanması, kutsal kılınması ve yüceltilmesi için[170] bir halk verdi.

 

II. Üçlü birliğin ikinci üyesi, sonsuz Tanrı’nın kendisi, Baba’yla eş ve aynı özden olan Tanrı’nın Oğlu, zaman dolunca, bütün gerekli nitelikleriyle ve bunların zayıflıklarıyla birlikte ancak günahsız bir şekilde[171] Kutsal Ruh’un gücüyle bakire Meryem’in rahmine düşmüş ve onun özünden olarak[172] insan doğasını üzerine almıştır.[173] Böylece kendi başlarına bir bütün olan iki ayrı ve mükemmel doğa, yani Tanrı ve insan, birbirlerinden ayrılamayacak şekilde tek bir kişide, birbirine dönüşmeden, birleşmeden ve karışmadan bütünleşmiştir.[174] Öyle ki bu kişi Tanrı’nın kendisi ve tamamen de insandır, fakat tek bir Mesih ve Tanrı ile insan arasındaki tek Aracıdır.[175]

 

III. Rab İsa, bilginin ve bilgeliğin tüm hazinelerini kendisinde bulundurarak[176] Tanrısal özle bütünleşen insan doğası içinde Kutsal Ruh tarafından ölçüsüzce kutsanmış ve meshedilmiştir;[177] kutsal, suçsuz, lekesiz, lütuf ve gerçekle dolu olarak[178] Aracı ve Kefil[179] görevi görmek üzere tümüyle yeterli olması için bütün doluluğun O’nda bulunmasından[180] Baba hoşnut olmuştur. Bu görevi kendisi üstlenmemiş ama tüm gücü ve yetkiyi O’nun eline veren ve bunları kullanmasını buyuran[181] Babası tarafından buna çağrılmıştır.[182]

 

IV. Bu görevi Rab İsa, tam bir isteklilikle üstlendi, [183] bu görevi yerine getirebilmek için yasa altında doğdu[184] ve mükemmel bir şekilde tamamladı;[185] ruhunun derinliklerinde en şiddetli işkencelere[186] ve bedeninde de en şiddetli acılara maruz kalarak[187] çarmıha gerildi ve öldü,